Konuyu Oyla:
  • Toplam: 0 Oy - Ortalama: 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Trafik Misali
#1
kitleseldikta_dusunuyorum_trafik_misali.png

Hepimiz yer yüzünde bir takım sorumluluklara sahibiz. Tüm yaşantımızın bir amacı var. Bu amaç mesleğimiz her ne olursa olsun, hangi milletten olursak olalım değişmiyor. Kadın olsun erkek olsun insan olarak hepimizin temel vazifesi "iyi bir kul" olmak. Yani Yaradanın rızasını kazanmış kullardan olabilmek. Nitekim kutsal ve temel kitabımız olan Kur'anı Kerim'de Allah'ın rızasını kazanan kulların cennet ile mükafatlandırılırken Allah'ın rızasından uzak kulların cehennem ile cezalandırılacağı haber veriliyor. En basit anlatımla doğumla başlayıp ölümle biten dünya hayatımızı nasıl yaşadığımıza göre gidiş yerimiz belli oluyor. Yani sonuç ya iyi oluyor ya da kötü.

kitleseldikta_yol_secimi.jpg

Yazının buraya kadar olan kısmı ön bilgileri canlandırmak adına kısa bir girizgahtı. Bu yazıda asıl anlatmak istediğim konu toplumda gördüğüm ve rahatsız olduğum bir algıyla ilgili. Mesela telefonda birini aradığımızda "müsait değilim, namazdan sonra seni ararım" diyen biriyle karşılaştığımızda toplumsal algı olarak en kaba tabirle "şuna bak yaptığı ibadetle hava atıyor" diye düşünüyoruz. Bunu genelde ibadet fiillerinden uzak kardeşlerimiz yapıyor. Hatta kendi vicdanlarını rahatlatmak için "ibadet kul ile Allah arasındadır, bu kalkmış bana anlatıyor" gibi savunma düşüncelerine dalıyor. Şimdi ben burada "doğru" veya "yanlış" şeklinde yargılarda bulunmayacağım. Rahatsız olduğum durum bu durumun yadırganması. Ekmek yiyen, su içen biri yadırganmıyor. Lakin ibadetle meşgul ve bunu hayat biçimi haline getirmiş kimseler çoğunlukla yadırganıyor. Bir insana en basitinden "namaz"ı tavsiye etmek istediğinizde en kaba tabirle "benim niyetim temiz sen kendine bak" gibi karşılıklar almak mümkün. Bu nedenle de kimse kimseye iyiyi tavsiye etmeye pek yaklaşamıyor. Çünkü yanlış anlaşılmaktan, yadırganmaktan çekiniyor.

kd_kedi.jpg

Hatta bir takım hikayelerle ibadet fiillerini yapmayıp yapanlardan takvaca üstün olunabileceğine dair çıkarımlarda bulunanlar oluyor. Sözüm ona en klasik hikayeyle " falanca adam ömür boyu namaz kılmış ibadetine çok güvenmiş kendini birşey sanmış, başka adam ömür boyu içki, zina karı kız vs.. ama kalbi çok temizmiş içten içe Allah'tan çok korkuyormuş. İki adam da ölüp hesaba çekilince namaz kılan kibrinden dolayı cehenneme öteki teslimiyetinden dolayı cennete alınmış." Bu tarz hikayeler ibadet fiillerinden yoksun kimselerce hoş karşılanmakta olup "doğru bak namaz falan hikaye önemli olan niyet." gibi sözlerle de savunma mekanizmaları çalışmaktadır.

kitleseldikta_beyin_yikama.jpg

Evet önemli olan şüphesiz niyettir lakin namaz zaten bu temiz niyetin vücut bulmuş hali değil midir? Ve bu hikayeleri anlatan kişilere "ne yani namazın hiç mi önemi yok?" diye sorulduğunda "elbette, biz namazı küçümsemiyoruz, namaz dinin direği, yalnızca niyetin daha önemli olduğunu söylüyoruz." gibi karşılıklar almak mümkün. Burada da yeni bir soru ortaya çıkıyor. "Direksiz bina ayakta durabilir mi?"

kitleseldikta_coken_bina.jpg

Meseleyi derinleştirmek mümkün lakin şimdi biz konuya daha anlaşılır olması açısından bir misalle devam edelim. Herşey zaten göründüğü kadar açık ve kolay. Dediğim gibi ben bu yazıda "doğru" veya "yanlış" şeklinde yargılarda bulunmayacağım. Yargıyı okuduktan sonra siz vereceksiniz.

Her şeyi bir trafik yolculuğuna benzetiyorum. Mesela uzak bir yolculuğa çıkacak olalım. Neresi olabilir? Örneğin İstanbul ve Trabzon olabilir. Kalkış noktamız İstanbul varış noktamız Trabzon olsun. Bu yolculukta yasalar bize yolculuk boyunca ortalama 120 km hızla gidebileceğimizi söylüyor. Bunun yanında emniyet kemerimizi bağlamamızı, kırmızıda durup yeşilde geçmemizi hatta uzun yolculuklarda en az 4 saatte bir mola verip dinlendikten sonra yola devam etmemizi istiyor. Önümüzdeki aracı geçeceksek bunu dahi kurala koyuyor yasalar. Kesikli çizgiler olmadan önümüzdeki aracı istesekte geçemiyoruz. Yahut buzlu, kaygan zeminli yollarda hız limitimizi 80'in altına düşürmemiz gerekiyor. Yalnızca yol üzerindeki hareketlerimizde değil sahip olduğumuz aracımızın niteliğinde dahi kurallar etkin. Bir kere aracımızın muayenesi yapılmış olmalı öyle değil mi? Sonra mutlaka bir ilk yardım setimiz de olmalı.

kitleseldikta_trafik.jpg

Kurallar bu kadarıyla bitmiyor. Yazılı kuralların yanında bir de yazısız kurallar var trafikte. Örneğin karşıdan karşıya geçmek isteyen bir yayaya geçiş önceliği tanımak gibi. Hiç bir trafik polisi niye yayaya yol vermediniz diye size kolay kolay ceza yazmayacaktır. Lakin siz gene de yol vermeyi tercih edersiniz. Yahut karşıdan araç gelirken uzun farları yakmamak gibi.

kitleseldikta_yol_ver.jpg

Peki tüm bu kurallar ne için var bir düşünelim. İstanbul'dan Trabzon'a gidecektik değil mi? İşte sağsağlim Trabzon'a varabilelim diye var bu kurallar. Devlet diyor ki "bu kurallara uyarak yoluna devam ettiğin taktirde varmak istediğin noktaya kazasız belasız varırsın." Devlet yalnızca bunu demekle de kalmıyor ve diyor ki "Trafik kurallarına uyalım, uymayanları uyaralım."

kitleseldikta_trafik_kurallarina_uyalim_uymayanl.jpg

Şimdi güzel bir noktaya geldik. Peki siz kemerinizi takmışsınız, hız limitine dikkat ediyorsunuz, trafik ışık ve levhalarına riayet ediyorsunuz. Bir dinlenme tesisine geldiniz ve dinleniyorsunuz. Masanıza biri oturdu veya oturduğunuz masada biri var. İnsanın sosyal bir varlık olduğundan ve çevresiyle etkileşim kurmasının normalliğinden dolayı bir konuşmaya başladınız. Karşınızdaki adamın hızı sevdiğini farkettiniz. Ve trafik kurallarının "uymayanları uyar" kuralına uyarak adamı ikaz ettiniz ve dediniz ki "bak bu hızlı gitmek iyi değil, Allah korusun kaza yaparsın."

kitleseldikta_masa.jpg

Sanki tavsiyeyi siz vermiyormuşsunuz da sizin tavsiyeye ihtiyacınız varmış gibi adam da size dedi ki "ben dikkatli şoförüm hızlı da giderim, kemer de takmam. Sen kendine dikkat et asıl. Yavaş gidenlerin kaza yapmama gibi kesinliği mi var?" Üstüne üstlük insanları korkuttuğunuzu onlara bu tarz tavsiyelerde bulunmanın yanlış olduğunu vesaire bir ton lafla cevap alıyorsunuz.

kitleseldikta_kimse_bilmiyor.jpg

Masanın bir diğer ucunda da bir başkası sizi dinliyor ve aklından şunları geçiriyor "adam aslında haklı, dikkatli olmadıktan sonra kurallara uysan ne fayda, benim reflekslerim ve dikkatim kuvvetliyse kemere de ihtiyacım yok, hız limitine de". Peki bu 2. adam kurallara uymamayı tercih edip kazaya uğradığında sorumluluğu kim alacak? Belki evet, 2. adam kurallara uymadan varacağı noktaya dikkati ve şansıyla varabildi lakin 3. adamın da kaza yapmasına sebebiyet vermiş oldu. Bunun sorumluluğunu hangi vicdan görmezden gelebilir? Oysa sizin tavsiye ettiğiniz gibi kurallara uymayı tercih etseydi ve bu durumda da kaza yapmış olsaydı bile vicdanınız rahat olurdu. Çünkü siz üzerinize düşeni yapmış olurdunuz.

Evet doğrusu şansınız yüksekse hız limitini zorlasanızda radara veya trafik polisine yakalanmadıkça bir ceza yaptırımı almazsınız. Dahası kaza yapmama olasılığınız da hiç yok değil. Ve evet, kurallara uysanız dahi bir anlık dalgınlığınız sizi kazaya sürükleyebilir. Mesela trafikte kurallara uygun 2 aracı solladıktan sonra bir virajda "şunu da bir sollayayım" dediğinizde o sizin son sollamanız da olabilir.

Lakin bu 2 durumda da istisna söz konusudur. Yani kurallara uyanın kaza yapıp, uymayanın kaza yapmaması tamamen istisnai durumlara örnektir. Genel kaide şudur ki 1000 kişiden ancak 10 tanesi kurallara uymadan gideceği yere varabilirken kurallara uyanların 990 tanesi gideceği yere varabilir. Asıl olan da güzeli tavsiye etmek değil midir?

Kurallar bizim menzile varabilmemiz içindir. Bizi uyaranlar yalnızca "uymayanları uyar" kuralına riayet ediyorlar tıpkı dinimizin bizlere "tebliğ" kuralı gibi. Bizlere bu kuralları hatırlatanlara "bana kural dayatamazsın" diyerek çıkışmayalım. Çünkü dayatmak başka tavsiye başkadır. Onlara akıl vermek yerine verdikleri tavsiyeleri düşünmek akıllıca olacaktır. Asıl olan kurallara uymak mı yoksa kuralları yıpratmak mı? Bu soruya bir cevap verelim. Lakin kurallara uymuyoruz diye karşı çıkarak değil temiz bir vicdan ile cevap verelim. Bir de "Nasıl olsa Allah affeder"den ziyade Allah'ın uymamızı istediği kurallara göre yaşayarak affı Allah'a bırakalım. Şüphesiz Allah bizi affına layık görüyorsa zaten affedecektir. Bu nokta da kendi kendimizi mi affediyoruz yoksa affı Allah'tan mı bekliyoruz dikkat edelim. Zira affı Allah'tan beklemek ancak temiz niyetle Allah'ın gösterdiği yolda yürümekle mümkündür.

Bu konuda büyük alimlerin hayatları ehemmiyetlidir. Nitekim hiç biri tedbiri asla elden bırakmamış "nasıl olsa hem niyetim temiz hem yeterince ibadet ettim" diyerek asla ibadet fiillerinden vazgeçmemişlerdir. Başlarda da dediğim gibi zaten "ibadet temiz niyetin vücut bulmuş halidir."
Buna bir imza gözüyle bakabilirsin yada bir ..
Cevapla }}
Teşekkür edenler:
#2
Bug 
bundan yıllar evvel ilkokul 4'e 5'e gittiğim zamanlar başıma gelen bir olayı hatırlattı bu yazı bana.

Saçlarımın berbere gitme zamanının geldiği günlerden biriydi. Berbere gitmişim tabi bende. Hatırlamışken kar yağıyordu demekki mevsim kış olmalı. Neyse efendim bendeniz berbere 'selamun aleyküm' diyerek alem delon edasıyla da yürüyerek içeri girdim. Müslüman ülkede yaşıyoruz dimi bir kişi aleykum selam demez mi. 'Küçüğüm diye ciddiye almıyonuzmu lan' diyecek olduysamda sessiz sedasız o misafir bekleme salonuna oturdum. Birde en sevmediğim beklemelerden biri de berber sırası beklemektir.

Neyse efendim girişi fazla uzun tutmayayım. Berber y....kça (boşluğu siz doldurun) bir edayla hocanın birine sallıyor. Yanında çıraktan bozma vitaminsiz bir elemanda eline körüğü almış yellemeye devam ediyor. Müşteri sıfatlı bir adam da 'ya öyle demeyin yapmamıştır' 'bir hoca kötü diye hocalara kötü demeyin' 'biz doğrusunu yapalım' gibi yumuşak yumuşak (üslup olarak) konuşuyor.

Konu yanlış hatırlamıyorsam hocanın birinin ölü yıkamak için ölü yakınlarından para almasıydı. Yani almalı mı almamalı mı beni çok da alakadar etmez ama öyle böyle saldırmıyorlar. Hani köpek düşünün nasıl havlar iyice hırçınlaştığını düşünün köpeğin böyle bir salya akar ya. Neyse efendim hakaret etmeyelim işte öyle hönküre hönküre konuşuyorlar. Adamcağız alttan aldıkça üstüne çıktılar tepesinde parende attılar. Ama adamla bunlar arkadaşmış herhalde adam bunlara namaza başladınızmı gibi bir soru sordu. Hayır olsun cevap da 'hayır' çıktı berberin ağzından. Anladım ki niyeti temizzadelerdenmiş berber efendi.

Ben o gün çok rahatsız olmuştum. Bir çocuğun tertemiz beynini şişirdikleri yetmemiş gibi o gün 3 saat berber sırası bekletmişlerdi birde bana. Buda böyle bir anımdır.
yine az yazdım
Ara
Cevapla }}
Teşekkür edenler:
#3
abi çok iyi yazmışsın eline sağlık
Ara
Cevapla }}
Teşekkür edenler:


Konuyu Paylaş

Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi