Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Oyun Bağımlılığı
#1
Exclamation 
Oyun oynamak bir nevi ihtiyaç. Hayatın ciddiyetinden uzaklaştıran zamanı kurallarına göre daraltan bir nebze olsun kendimizi rahatlatan ve somurtan yüzümüzü zaman zaman anlamsızca gülümseten şeydir oyun oynamak. Eğlencelidir de hem. Oynamayan pek bilmez ama oyun oynamak da öyle kolay bişey değildir hem. Herkes oyun oynayabilir ama herkes iyi oynayamaz. Futbolda bir oyundur mahalle aralarında ama her forvet golcü değildir.  Atari salonunda herkes jeton atar "hagar"ı bitirmek için ama herkes tek jetonla bitiremez. Ve daha bu örnekler gibi niceleri..

Oyun oynamaya ne zaman başlarız diye şöyle bir düşünüyorum. Sanırım daha bebeklikten başlıyoruz. Çünkü bebek sahibi kim varsa baktığımızda hepsi bebeklerine su bile verecek olsalar suyu "aaaaa aaaaa geliyo geliyoooo" gibi oyunlaştırarak vermeyi tercih ediyorlar. Hem bir su vermek de değil ki. Her an bir oyun hakim; yüzünü kapatıp "ce e" diyerek açmalar, karnını bırkalamalar, "tavşan gelmiş gelmiş gelmiş, buraya konmuş"lar, "bu getirmiş,bu pişirmiş, bu da hani bana hani bana demiş" vs.. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Bebeklikten daha oyuna bizi alıştırıyorlar işin açığı. Daha sonra saklambaçlar, elim sendeler, aspirinler, uzun eşşekler, birdir bir diye diye oyunlar da yaşımızla beraber büyüyor ve yerlerini 52, 101, pişti, batak, okey, kal of (call of duty), kınayt (knight), metin 2 gibi oyunlara bırakıyor.

Genelde lise çağlarında zevklerimiz şekillenmeye başlıyor gibi. En azından benim öyleydi. Falanca filanca arkadaşların vesilesiyle falanca filanca oyuna başladım, halen her gün oynuyorum ama bağımlı değilim. Oyunlar da tabi çeşit çeşit. Benim dikkatimi çeken iki tip oyun var. Birincisi masa oyunları. Bunlar az evvel yazdığım; okey, pişti, batak gibi oyunlar. Genelde 40 yaş üzeri bey abilerimiz oynuyor. Bu oyunların sık oynanması müthiş bir kahve kültürlenmesi yaşatıyor. Adam evinden çok kahvede vakit geçiriyor, karısından çocuklarından çok kahvecinin yüzünü görüyor. Bu bağımlılığın sonucu zayıf aile bağları beliriyor. Zayıflayan aile bağları giderek inceliyor ve gün oluyor ilgisizlik, uzaklık gibi nedenlerle tartışmalar belki de kavgalar yaşanıyor.

Bir diğer oyun çeşidi ise bilgisayar oyunları. Bu oyunları da en çok okul çağındaki 12-17 yaş arası çocuklar oynuyor, en azından benim gözlemlerime göre öyle. Bu oyunlar da internet üzerinden oynanan "online" veya internetsiz oynanan "offline" diye ikiye ayrılıyor. İnternetsiz oyunların genelde sonu var. Sürekli de oynansa oyun sonunu görmek mümkün ve oyun sonuna gelince bırakmak da mümkün. Lakin internet üzerinden oynanan oyunlar öyle değil. Bir türlü bitmiyor. Oyun sonu diye bir şey yok. Hep iyinin iyisi var. Tam en iyisi oldum dediğin anda pat bir güncelleme yeni özellikler yeni hedefler.. Bu oyunların çok oynanması vücudun aşırı radyasyon almasına da neden oluyor. Sonuçta sürekli ekranın önündesin. İşin asosyallik boyutu da var. Bir kere oturdun mu bilgisayarın başına dünya ile bağlantın tamamen kopuyor. Bu da hem aile ile bağların zayıflamasına hem de insan ilişkilerinde asosyal hal almaya neden oluyor.

Oyun oynamak zevkli de olsa işin bağımlılığa dönmemesi için kontrollü oynanması bence önemli. Tamam yine her gün oynanabilir ama muhakkat bu bir süreye bağlanmalı ve bu süre çok uzun tutulmamalı. Oyun, hayatımızda öncelik sırasında ilk sıralarda yer almamalı. Çevre ilişkilerimize ve aile bağlarımıza oldukça önem vermeli bu oyunları hayatımıza yansıtmadan oynamaya devam etmeliyiz. Hayatımızın kontrolü oyunda değil oyunun kontrolü elimizde olmalı. Son olarak şunu eklemek istiyorum; oyun bizimle oynamamalı biz oyunla oynamalıyız.
yine az yazdım
Bul
Alıntı
#2
abi haklısın özellikle şu telefon oyunları acayip bir sorun oluyor
Bul
Alıntı


Konuyu Paylaş

Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi